Görmek ve Görsel Algı Üzerine


Herşey Görerek Başladı:

Görmek, algılamanın ve bilmenin ön koşullarından biridir.Bu konuda yapılan  bilimsel araştırmaların yanı sıra kutsal metinlerde de görmek ile bilmek arasında bağlantı olduğu anlatılmaktadır. Kuran’da konuya ilişkin birçok ayet bulunmaktadır. Örneğin: Zariyat  Suresinin 20-21.ayetlerinde “Sağlam bilgisi olanlar için yeryüzünde ayetler vardır; Kendinizde de vardır; onları görmez misiniz’’. Denilerek bilgi ile görme arasında ilişki kurulmaktadır. 

İnsanoğlu her şeyden önce, doğumuyla beraber  görmeyi öğrenir. Konuşmadan yani sözden de önce çevresini görmeyi ve tanımayı öğrenir.Bir başka deyişle insan için her şey görerek başlar.Fiziksel olarak göz daha sonra işlenmek ve bunlar üzerine düşünmek için beyine görsel veriler toplar.Görmek beraberinde çevreyi tanıma,algılama ve hareketleri öğrenmeyi getirmektedir. Bu öğrenme sürecinin ilk aşaması bebeğin nesneleri gözleriyle takip etmesidir. Doğduktan çok kısa süre sonra gözlerinin önünde hareket ettirilen bir ışığı izleyebilir. Bir kaç haftalık olduğunda göz merceği uyum yapmaya başladığı için görüşü netleşir. Gördüğü şeyleri eliyle de tutabileceğini fark ettikten sonra, yakınındaki nesneleri izleyebilmek için gözlerini hafifçe sağa sola oynatmasının yeterli olduğunu, buna karşılık daha uzaktaki nesneler için gözlerini iyice döndürmesi gerektiğini kavrar. Ardından da, gözlerini yukarı ve aşağı doğru kaydırmak gibi biraz daha güç olan hareketleri öğrenerek yüksekteki nesneleri de gözleri ile izlemeyi başarır. Böylece cisimleri genişlik, uzunluk ve derinlikleriyle üç boyutlu olarak görmeye başlar. Cisimlerin boyutlarını öğrendikçe, bu bilgilerin ışığında mukayese yaparak uzaklıkları değerlendirmeyi öğrenir. Bu anlatılan süreç gösteriyor ki insanın dış dünya ile bağlantısını sağlayan en önemli duyusu görmektir.

Peki görmek ile algı arasında nasıl bir bağlantı vardır?Bu soruyu cevaplamak için önce algı ve görsel algı kavramlarını açıklamak gerekir.

Algı, psikoloji biliminde duyusal bilgilerin alınması , yorumlanması ,seçilmesi ve düzenlenmesi olarak tanımlanır.Bu tanımdan yola çıkarsak insanda algı duyulara bağlıdır. Beş duyudan biri ve ilki olan görme duyusu algılama sürecinin başlangıcı kabul edilir.Her insanın çevresindeki uyarıcılara karşı duyu organları vasıtasıyla verdiği tepkiler vardır.Bu tepki süreci kişiden kişiye farklılık gösterebilir.İşte insanın bu uyarıcılara verdiği tepki duyumdur.Bu duyumun beyinde işlenmiş şekline de algı denir.Örneğin kişi hareketli bir nesneye doğru baktığında görme duyusu oluşur.Bu görme sinyallerinin beynine ulaşarak nesnenin hareketini ve ne olduğunu kavrayışı da algıdır.Örnekte kısaca anlattığımız bu görsel algı insan beyninin karmaşık yapısı dikkate  alındığında aslında çok basit bir süreç değildir.Gözden gelen görüntü sinyallerinin beyin tarafından yorumlama sürecinin kişiden kişiye farklılık göstermesinin sebebi ise kişilerin aldığı eğitim ve sosyo-kültürel durumlarına göre  oluşan bilgi birikimlerinin farklı olmasıdır.Hatta aynı kişi farklı zamanlarda gördüğü aynı nesneyi farklı algılayabilmektedir.

Görsel algı konusunu daha iyi anlayabilmek için 1900’lerde Alman psikologlar tarafından ortaya koyulan Gestalt kavramını irdelemek gerekir. Duyularımızın, özellikle görme duyumuzun şekillendirme eğilimine, parçaları bütünleştirerek algılamasına Gestalt etkisi denir(1). Gestalt kuramı algıyı, görmek ile bağdaştırmaktadır.Buna göre bir nesnenin anlamı onun kişiye nasıl görüntü verdiğine bağlıdır. Kuramın temelinde bir bütünlük arz eden organize edilmiş görsel öğelerin dağınık halde bulunan parçalara göre daha kolay öğrenilebilir ve daha uzun süre akılda tutulabilir olması vardır.Bu özelliği ile görsel iletişimde problemin bütün olarak değerlendirilerek derinlemesine kavranıp bütün olarak çözüm üretilmesine katkı sağlamaktadır.Gestalt kuramını bilmek görsel imajlar üreten sanatçının izleyicinin  beklentisine daha hızlı ve özgün cevaplar  vermesini sağlar. 




tarafından yazıldı.

Yorum yok.

Bir cevap bırakın

Mesajınız